Güzel bir gülümsemenin sırrı sadece parlak, bembeyaz dişlerde gizli değildir. Gerçekten sağlıklı ve estetik bir gülümseme, güçlü ve pembe diş etleriyle tamamlanır. Çünkü diş etleri, dişlerimizin görünmeyen koruyucularıdır. Onlar olmadan dişlerin sağlam kalması, hatta ağız sağlığının sürdürülebilmesi bile mümkün değildir. Ne var ki, çoğu zaman bu sessiz kahramanları ihmal ederiz.
Sabah aceleyle dişlerimizi fırçalarken fırçada gördüğümüz küçük bir kan damlasını “önemli değildir” diyerek geçiştiririz. Diş ipi kullanmayı üşeniriz, ağız gargarasını gereksiz buluruz, hatta bazen diş hekimi randevularını sürekli erteleriz. Oysa bütün bu küçük ihmal zincirleri, diş eti hastalıklarının sessizce ilerlemesine neden olur.
Diş eti hastalıkları, başlangıçta fark edilmeyen ama zamanla hem dişlerimizi hem de genel sağlığımızı tehdit eden ciddi bir sorundur. İlk başta yalnızca diş fırçalarken kanama, hafif kızarıklık veya şişlik olarak kendini gösterir. Ancak tedavi edilmezse, diş eti çekilmesine, diş kayıplarına ve hatta çene kemiğinde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabilir.
Unutmamak gerekir ki, sağlıklı diş etleri olmadan sağlıklı dişlerden bahsetmek mümkün değildir. Ağız sağlığı bir bütündür; dişleri korumak istiyorsak, işe diş etlerine özen göstermekle başlamalıyız. Çünkü diş eti hastalıkları yalnızca estetik bir sorun değil, aynı zamanda genel sağlığımızın aynasıdır.
Diş eti hastalıkları, kısaca dişlerimizi çevreleyen dokuların iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Yani sadece diş etlerini değil, diş kökü zarını ve hatta çene kemiğini bile etkileyebilir. Genellikle ilk belirtiler masum gibi görünür: diş etlerinde hafif bir kızarıklık, şişlik ya da fırçalama sırasında fark edilen ufak bir kanama… Ancak bu sinyalleri önemsemezsek, zamanla iltihap derinleşir ve dişleri tutan destek dokulara zarar vermeye başlar.
Bu durum ilerledikçe dişlerde sallanma, diş eti çekilmesi ve hatta diş kaybı gibi ciddi sonuçlar doğurabilir. Yani diş eti hastalıkları sadece “ağız içinde” kalmaz; tedavi edilmediğinde hem estetik açıdan hem de genel sağlık açısından büyük sorunlara yol açabilir.
Kısacası, diş eti hastalığı dişlerin sessiz düşmanıdır. Başta fark edilmesi zor olsa da, erken dönemde önlem alındığında tamamen kontrol altına alınabilir. Bu yüzden diş etlerimizin bize gönderdiği o küçük uyarıları görmezden gelmemeliyiz.

Diş eti hastalıkları farklı evrelerde karşımıza çıkabilir. Kimi zaman hafif bir iltihapla başlar, kimi zamansa ilerleyip dişleri tutan dokulara kadar ulaşabilir. En sık karşılaşılan iki türü ise gingivit ve periodontitistir. Gelin, bu iki durumu daha yakından tanıyalım.
Gingivit, diş eti hastalıklarının en erken ve en hafif aşamasıdır. Genellikle dişlerin arasında ve kenarlarında biriken plak nedeniyle ortaya çıkar. Diş etleri şişer, kırmızı bir renk alır ve fırçalarken kanama olur. Bu durum çoğu zaman ağrıya neden olmaz, bu yüzden birçok kişi fark etmeden bu aşamada yaşar. Oysa gingivit, erken dönemde fark edildiğinde tamamen tedavi edilebilir. Düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve diş hekiminin yapacağı profesyonel temizlik sayesinde diş etleri kısa sürede eski sağlığına kavuşur.
Eğer gingivit görmezden gelinirse, iltihap ilerleyerek dişleri destekleyen kemik dokusuna kadar ulaşabilir. Bu durum, diş eti hastalıklarının daha ciddi bir formu olan periodontitise dönüşür. Diş etleri çekilmeye başlar, dişlerde sallanma hissi oluşabilir, kötü ağız kokusu fark edilir ve zamanla diş kaybı bile yaşanabilir. Bu aşamada artık evde alınacak önlemler yeterli olmaz; mutlaka bir diş hekiminin müdahalesi gerekir.

Diş eti hastalıklarının en temel nedeni, dişlerin üzerinde biriken bakteri plağıdır. Yediğimiz yemeklerden kalan artıklar, tükürük ve bakteriler birleşerek diş yüzeyinde yapışkan bir tabaka oluşturur. Bu tabaka düzenli olarak temizlenmezse zamanla sertleşir ve diş taşı (tartar) haline gelir. Diş taşları, diş etlerini tahriş eder, iltihaplanmaya yol açar ve diş eti hastalıklarının başlamasına zemin hazırlar.
Ancak yalnızca plak ve tartar değil, bazı başka faktörler de diş etlerinin sağlığını olumsuz etkileyebilir:
Yetersiz ağız bakımı: Düzensiz ya da yanlış fırçalama, diş ipi kullanmamak diş etlerinin düşmanıdır.
Sigara kullanımı: Kan dolaşımını azaltır, diş etlerinin kendini onarma sürecini yavaşlatır.
Hormonal değişiklikler: Ergenlik, hamilelik veya menopoz dönemlerinde diş etleri daha hassas hale gelir.
Dengesiz beslenme: Özellikle C vitamini eksikliği, diş etlerinde kolayca iltihap oluşmasına neden olabilir.
Sistemik hastalıklar: Diyabet gibi bazı rahatsızlıklar, diş eti dokularını zayıflatabilir.
Genetik yatkınlık: Ailede diş eti hastalığı geçmişi varsa, risk doğal olarak artar.

Diş eti hastalıklarının tedavisi, hastalığın hangi aşamada olduğuna göre değişir, ancak temel amaç her zaman aynıdır: iltihabı kontrol altına almak ve enfeksiyona neden olan bakterileri ortadan kaldırmak. Erken dönemde fark edilen vakalarda, profesyonel bir diş taşı temizliği (detartraj) genellikle yeterli olur. Bu işlem sırasında diş hekimi, diş yüzeyinde birikmiş plak ve tartarları özel cihazlarla temizler. Temizlik sonrası diş etleri birkaç gün içinde toparlanmaya, rengi ve dokusu eski sağlığına kavuşmaya başlar.
Eğer hastalık ilerlemişse, yalnızca yüzeysel temizlik yeterli olmayabilir. Bu durumda küretaj olarak bilinen “derin temizlik” işlemi uygulanır. Diş etlerinin altına inen bu uygulamada, bakteriler ve enfekte olmuş dokular dikkatlice temizlenir, diş kökleri pürüzsüz hale getirilir. Böylece diş etlerinin yeniden diş yüzeyine tutunması sağlanır.
Bazı ileri vakalarda ise cerrahi tedavi gerekebilir. Bu aşamada diş etleri dikkatlice kaldırılarak iltihaplı bölgeler temizlenir, hatta gerekirse kemik kaybı olan alanlar onarılır. Bu tedavi, dişleri tutan yapının güçlenmesini ve iltihabın tamamen ortadan kalkmasını amaçlar.
Tedavi sonrası süreçte ise en önemli adım, destekleyici bakımdır. Düzenli diş hekimi kontrolleri, doğru fırçalama teknikleri, diş ipi kullanımı ve sigaradan uzak durmak, iyileşmenin kalıcı olmasını sağlar.
Sağlığınız için buradayız. Uzman kadromuzla size en iyi hizmeti sunmayı amaçlıyoruz.